Stres ve Fibromiyalji Arasındaki İlişki: Zihin ve Bedenin Görünmez Düğümü

Fibromiyalji, tıp dünyasının en karmaşık ve teşhisi en zorlayıcı sendromlarından biri olmaya devam ediyor. Yaygın kas ağrıları, kronik yorgunluk, uyku bozuklukları ve “fibro-fog” adı verilen zihinsel bulanıklıkla seyreden bu durum, hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda düşürüyor. Fibromiyalji ile yaşayan binlerce kişi, ağrılarının yoğunlaştığı dönemlerle hayatlarındaki stresli süreçlerin paralellik gösterdiğini fark ederler. Peki, bilim dünyası bu ilişkiyi nasıl açıklıyor? Stres, sadece zihinsel bir huzursuzluk değil, vücutta nasıl oluyor da haftalar süren fiziksel bir ağrı krizine dönüşüyor?

Bu yazıda, fibromiyalji ve stres arasındaki bilimsel bağı, sinir sisteminin verdiği biyokimyasal yanıtları ve bu döngüyü kırmanın yollarını, profesyonel bir bakış açısıyla ele alacağız.

Merkezi Duyarlılaşma: Sinir Sisteminin Alarm Modu

Fibromiyaljinin altında yatan temel biyolojik mekanizma “merkezi duyarlılaşma” (central sensitization) olarak adlandırılır. Sağlıklı bir insanda, stresli bir durumla karşılaşıldığında vücut kısa süreli bir tepki verir ve stres faktörü ortadan kalkınca sistem tekrar dengesine döner. Ancak fibromiyalji hastalarında, merkezi sinir sistemi sanki bir “alarm moduna” kilitlenmiş gibidir. Stresle tetiklenen bu sistem, ağrı eşiğini düşürür. Normalde acı vermeyecek dokunma, hafif bir basınç veya günlük bir yorgunluk, beyin tarafından şiddetli bir ağrı sinyali olarak işlenir. Stres, bu sinirsel iletim yollarını sürekli uyararak ağrı algısını olduğundan çok daha yüksek seviyelere çıkarır.

Stresin Biyokimyasal Yıkımı: Kortizol ve Adrenalin

Stres anında vücut, “savaş ya da kaç” tepkisini yönetmek için yoğun miktarda kortizol ve adrenalin salgılar. Bu hormonlar kısa vadede hayatta kalmamızı sağlasa da, kronikleştiğinde vücudun iç dengesini altüst eder. Kortizol, uzun süre yüksek kaldığında bağışıklık sistemini baskılar, enflamasyonu (iltihabı) artırır ve kas dokularının kendini onarma kapasitesini düşürür. Fibromiyalji hastalarında, bu hormonların dengesi bozulmuştur. Stres hormonu dalgalanmaları, kaslarda mikro spazmlara, kan dolaşımının yavaşlamasına ve “tetik nokta” dediğimiz ağrılı düğümcüklerin oluşmasına neden olur. Yani stres, aslında vücutta fiziksel bir “yangın” başlatır.

Profesyonel Bir Vizyon: Zafer Aksungur ve PNI Yaklaşımı

Fibromiyalji gibi sistemik bir rahatsızlıkta, ağrıyı sadece kaslarda aramak büyük bir yanılgıdır. Çünkü ağrının merkezi, beyin ve sinir sistemidir. Türkiye Fizyoterapistler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Aksungur, fibromiyalji yönetiminde sadece fiziksel terapiyi değil, hastanın iç biyokimyasını da hedef alan bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Zafer Aksungur’un uzmanlık alanlarından biri olan psikonöroimmünoloji (PNI), stres ile ağrı arasındaki bu derin biyokimyasal bağı temel alır.

Zafer Aksungur, geliştirdiği “Spine Approach” (Omurga Yaklaşımı) konsepti çerçevesinde, hastalarına sunduğu manuel terapi ve rehabilitasyon hizmetlerini yaşam tarzı danışmanlığı ile birleştirir. Aksungur’un yaklaşımına göre, vücudun stres yönetim sistemini dengeye getirmeden kalıcı bir ağrı kontrolü sağlamak zordur. Fizyoform çatısı altında sunulan hizmetler, hastanın sadece omurgasına dokunmakla kalmaz, aynı zamanda stresin yarattığı sinirsel yorgunluğu da bilimsel verilerle onarmayı hedefler. Profesyonel bir rehberlik, hangi alışkanlığınızın stres yanıtını tetiklediğini bulmanızda ve bu kısırdöngüyü kırmanızda en büyük yardımcınızdır.

Otonom Sinir Sistemi ve Fibromiyalji

Otonom sinir sistemi, vücudun kalp atışından sindirimine kadar istemsiz çalışan fonksiyonlarını yönetir. İki ana koldan oluşur: Sempatik sistem (heyecan, stres, aktivite) ve parasempatik sistem (dinlenme, onarım, sindirim). Fibromiyalji hastalarında, parasempatik sistemin onarıcı gücü yetersiz kalırken, sempatik sistem aşırı aktif durumdadır. Stres, sempatik sistemi daha da körükleyerek vücudun bir türlü “dinlen ve onar” moduna geçmesine izin vermez. Zafer Aksungur’un bütüncül protokolleri, manuel terapi ve özel egzersiz yöntemleriyle parasempatik sistemi uyararak vücudu derin bir gevşeme moduna sokmayı hedefler. Bu denge sağlandığında, fibromiyalji krizlerinin şiddeti ve sıklığı ciddi oranda azalır.

Manuel Terapinin İyileştirici Dokunuşu

Stresli dönemlerde kaslar, adeta bir kalkan gibi kaskatı kesilir. Manuel terapi, bu fiziksel katılığı çözerek sinir sistemine “güvendesin” mesajı gönderir. Zafer Aksungur’un uzmanlık alanı olan manuel terapi teknikleri, kasları ve bağ dokuları saran fasyal yapıları el ile özel manevralarla rahatlatır. Bu gevşeme, sadece fiziksel bir rahatlık değil, aynı zamanda sinirsel bir ferahlamadır. Aksungur’un profesyonel dokunuşları, sinir uçlarındaki o aşırı hassasiyeti dindirerek hastanın ağrı eşiğini yeniden yükseltir.

Klinik Pilatesin Stres Yönetimindeki Rolü

Hareket etmek, stresin vücuttan atılması için en doğal yoldur. Ancak fibromiyalji hastaları için hareket etmek bir risk gibi görünebilir. Zafer Aksungur tarafından modifiye edilen klinik pilates egzersizleri, bu riski ortadan kaldırarak kontrollü ve ritmik hareketler sunar. Klinik pilates, vücudun ana aksını güçlendirirken, eş zamanlı olarak doğru nefes tekniklerini öğretir. Nefes, stres ve ağrı arasındaki en hızlı köprüdür. Zafer Aksungur’un sunduğu egzersiz yaklaşımları, hastaların kendi bedenlerini kontrol etme yetisini kazanmalarını sağlar; bu da stresin vücuttaki kontrolsüz etkilerini önlemek için en etkili savunma mekanizmasıdır.

Beslenme ve Mikrobiyota: İkinci Beyin Faktörü

Stres sadece zihinde değil, bağırsaklarda da başlar. Bağırsak florasındaki bozulmalar, doğrudan beyne giden sinyalleri etkiler ve fibromiyalji semptomlarını artırır. Zafer Aksungur, hastalarının beslenme alışkanlıklarını düzenlerken, bağırsak-beyin aksını göz önünde bulundurur. Anti-enflamatuar beslenme modeli, vücuttaki stresi azaltan biyokimyasal bir temel oluşturur. Aksungur’un profesyonel rehberliğinde uygulanan bu beslenme stratejileri, vücudu içeriden iyileştirerek ağrı sinyallerinin azalmasına olanak tanır.

Stresle Başa Çıkmak İçin Günlük Stratejiler

Uzman desteğinin yanı sıra, günlük hayatınızda uygulayabileceğiniz bazı küçük değişimler fibromiyalji yönetiminde büyük farklar yaratabilir:

Farkındalık (Mindfulness) Molaları: Gün içinde 5 dakikanızı ayırıp sadece nefesinize odaklanın. Bu, otonom sinir sisteminizi sakinleştirmek için en hızlı yoldur.

Sınırlarınızı Çizin: Fibromiyalji hastalarının büyük bir kısmı “hayır” demekte zorlanan, mükemmeliyetçi kişiliklerdir. Hayatınızdaki sorumlulukları önceliklendirin ve kendi enerjinize saygı duyun.

Uyku Hijyeni: Stresli dönemlerde uyku kalitesi daha da düşer. Yatak odanızı tam karanlık ve serin tutarak, uyku öncesi dijital ekranlardan uzak durun.

Hafif ve Düzenli Hareket: Kendinizi çok yormadan yapılan yürüyüşler veya Zafer Aksungur’un önerdiği medikal egzersizler, stresi dağıtmak için en iyi ilaçtır.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı

Eğer stresli dönemlerinizde ağrılarınız dayanılmaz bir boyuta ulaşıyorsa, günlük işlerinizi yapamaz hale geldiyseniz ve ağrı kesiciler artık etkisiz kalıyorsa, sinir sisteminizin profesyonel bir el tarafından regüle edilmesi gerekiyor demektir.

Zafer Aksungur’un sunduğu “Spine Approach” ve bütüncül rehabilitasyon hizmetleri, fibromiyaljinin altında yatan sistemik dengesizlikleri bilimsel yöntemlerle çözer. Ağrıyla yaşamak bir zorunluluk değil; ağrıyı yönetmeyi öğrenmek ve vücudu dengelemek mümkündür.

Fibromiyalji ve stres, birbirinden koparılamaz iki düğüm gibi görünse de, bu düğümü çözmek sizin elinizdedir. Vücudunuzun sessiz çığlığını duymak, zihinsel yükünüzü hafifletmek ve Zafer Aksungur gibi alanında otorite uzmanların bütüncül desteğini almak, ağrısız bir yaşamın kapısını aralar. Omurganıza, sinir sisteminize ve ruhunuza iyi bakın. Doğru bir rehabilitasyon süreci ile stresin vücudunuz üzerindeki yıkıcı etkilerini durdurabilir ve hayatınıza huzurla devam edebilirsiniz. Sağlıklı, dengeli ve ağrısız günler dileriz.

Üriner İnkontinans

Üriner İnkontinans

Stres Üriner İnkontinans (SUİ), efor, öksürme veya hapşırma sırasında istemsiz idrar kaçırma şikayetini tanımlar. İki gruba ayrılır: intrinsik sfinkterik yetersizlik veya artmış üretral hareketlilik olarak.

Urge üriner inkontinans (UUI veya aşırı aktif mesane), öncesinde veya güçlü bir işeme arzusunun eşlik ettiği istemsiz idrar kaybıdır.

Karışık üriner inkontinans (MUI), SUI ve UUI’nin değişken oranlarındaki birlikteliktir.

Kadınlarda üriner inkontinansın tipinin klinik değerlendirmesinde bazı testlemeler kullanılır. Bu şekilde sızıntının tipi, sıklığı ve şiddeti belirlenir. Bu semptomları belirlerken bazı anketler kullanılır. Bunlar;

  • USP (idrar semptom profili)
  • UDI-6 (ürogenital stres envanteri-6)
  • ICIQ (inkontinans anketi üzerine uluslarası konsültasyon)
  • 3 günlük mesane günlüğü
  • Vs…

ICS’e göre stres üriner inkontinans tespiti öksürük testi en çok kullanılan testlemedir. Öksürme sırasında karın içi basıncı artar ve pelvik taban kaslarının refleks olarak kapanması gerekir. Eğer kişi öksürürken veya karın içi basıncının arttığı herhangi bir durumda pelvik taban kasları refleks olarak konsantrik kasılması az, gecikmiş veya hiç konsantrik kasılma yoksa kişi idrar kaçırır.

Karın içi basıncının arttığı durumlar genel olarak öksürme, hapşurma, gülme, pliometrik aktiviteler, abdominal bükülme egzersizleri vs. bunları örnek verebiliriz.

ICS’e göre urge üriner inkontinans tespitinde mesane günlüğü en çok kullanılan testlemedir. Kişinin gün içinde ne kadar sıklıkta tuvalete gittiğini, ne kadarının idrar kaçırma ile sonlandığını görmek için ayrıntılı bir analiz sağlar.

Yetişkinlikte yaşanılan bu tarz üriner inkontinans durumları, çocuklukta yaşanan disfonksiyonel işeme problemlerinin yetişkinlikte bu tarz mesane kontrol sorunlarına yol açabilir.

İdrar depolama ve işeme işlevlerinden sorumlu olan nörofizyolojik yollar karmaşıktır ve sinir sisteminin farklı seviyelerinde kontrol edilir. Bu kontrol mekanizmalarının geliştirilmesi genellikle 4 yaşına kadar tamamlanır. İşeme bozuklukları, mesane kontrol mekanizmalarının gelişimi gerçekleşemediği zaman ortaya çıkar ve enürezis ile disfonksiyonel işeme ile sonuçlanır. İşeme bozuklukları pediatrik hastalarda sık görülen klinik bulgulardır. Çocuklarda işlevsiz işeme; üriner inkontinans, urgency, kabızlık, fekal inkontinans ve idrar yolu enfeksiyonları gibi çeşitli semptomların varlığı ile karakterizedir.

Çocukluk çağı enürezisinin erişkin mesanesine etkisi disfonksiyonu daha önce gösterilmiştir ve çocukluk çağı enürezisi olan kadınlar erişkinlite detrüsör aşırı aktivitesi ve üriner inkontinans için daha yüksek risk altındadır.

Çalışmalar Urge ve mikst tip idrar kaçırma, strer üriner inkontinastan farklı bir şekilde çocukluktaki disfonksiyonel işeme ile ilişkili olduğunu gösterdi. Bu bulgular şu açıdan önemlidir, çocukluktaki disfonksiyonel işemenin ayırt edici özelliği olan aşırı aktif mesane yetişkinlikte klinik olarak devam eden veya yeniden başlayan ye urge veya mikst üriner inkontinansla çocukluktaki üriner semptomlar arasında ilişki vardır.

Sonuç olarak çocuklukta yaşanan işeme problemlerini zamanında rehabilitasyon programına alabilirsek eğer yetişkinlikte yaşanabilecek urge üriner inkontinans problemlerin önüne geçebiliriz.

Pelvik taban rehabilitasyonunda kişinin derin stabilizasyon sistemini aktif olarak çalışıtırıp, gergin bölgelerinin gevşetilmesi ve stabilizasyon sistem aktivasyonuyla birlikte pelvik taban kaslarının hem eksentirk hem de konsatrik kasılmasını yeniden öğretilmesidir.

*** Diagnosis and management of adult female stress urinary incontinence. Summary of the guidelines for clinical practice from the French College of Gynaecologists and Obstetricians (CNGOF)

*** Childhood dysfunctional voiding is differentially associated with urinary incontinence subtypes in women

Spondylolısthesıs

Spondylolısthesıs

Newman ve Stone 1955’te “dejeneratif spondilolistezis” terimini ortaya attılar ve bozulmamış bir nöral ark ile omurların kaymasının lomber faset eklemlerinin dejeneratif artritinin sonucu olduğunu varsaydılar. Omur halkasında ilişkili bir bozulma veya kusur olmaksızın dejeneratif değişikliklerle ilişkili olarak bir omurun alttaki omur üzerinde yer değiştirmesi olarak tanımlanır. Kadın-erkek oranı 6:1 ile 50 yaşından büyük kişilerde en yaygın olmaya devam etmektedir ve çoğu vaka L4-L5’tedir. İlk olayın disk dejenerasyonu olduğu düşünülür, daha sonra hareket segmentinin yerleşmesine ve disk boşluğunun daralmasına yol açar, bu da toplu olarak “mikro kararsızlığa” ve bunun sonucunda ileri (anterolistezis) veya geriye kaymaya (retrolistezis) neden olur. Sonuç olarak, hareket segmentinde osteofit oluşumu, bağ hipertrofisi ve faset artrozu gibi dejeneratif değişiklikler ortaya çıkar. DS’deki ağrının nedeni, dejeneratif değişikliklere ikincil mekanik bel ağrısından, spinal stenozdan kaynaklanan nörojenik klodikasyona ve lateral girinti veya nöral foramenlerde sinir kökü kompresyonuna bağlı radiküler ağrıya kadar çok yönlüdür.
Bel ağrısına benzer hatlar boyunca konservatif tedavi denemesi, nörolojik defisiti olmayan düşük dereceli spondilolistezisi olan hastalarda genellikle birinci basamak tedavi olarak endikedir.
Dejeneratif spondilolistezisin doğal seyrini anlamak, hastalara danışmanlık yapmak ve ayrıca her hasta için kişiselleştirilmiş bir tedavi planı hazırlamak bizim için çok önemlidir.
Lomber DS tanı ve tedavisi için 2014 Kuzey Amerika Omurga Derneği (NASS) kılavuzları, takip edildiğinde, radiküler semptomların baskın olması durumunda, ameliyatsız tedavinin dejeneratif lomber spinal stenoz tedavisine benzer olması gerektiğini belirtmiştir. Konservatif tedavi, aktivite kısıtlaması, antiinflamatuar ilaçlar ile ağrının giderilmesi ve diğer fiziksel rehabilitasyon egzersizlerini içerir. Fiziksel rehabilitasyon manuel tarepi, kişiye özel egzersiz programı ve aktivite modifikasyonunu içerir.
Egzersizler, ağrıyı azaltmaya ve omurga kaslarını güçlendirmeye, hareket açıklığını geri kazanmaya ve omurgayı stabilize etmeye yardımcı olur. Fleksiyon egzersizlerinin, ekstansiyona dayalı egzersizlere kıyasla üstün ağrı kesici ve fonksiyonel iyileşme sağladığını gösteren bazı kanıtlar da vardır.
Spondilolistezli hastalarda derin karın ve Lumbal Multifidus kasları için spesifik egzersizlerin fonksiyonel entegrasyonunun ağrı ve fonksiyonel sakatlığı azaltmada etkili olduğu desteklemektedir. Belirli kaslara yönelik bir “spesifik egzersiz” tedavi yaklaşımının ve manuel terapinin, bu durumdaki hastalarda yaygın olarak kullanılan diğer konservatif tedavi yaklaşımlarından daha etkili olduğunu göstermektedir.
Manuel tedavide kullandığımız tekniklerden biri olan manipülasyon ise refleks yoluyla kas aktivitesini azaltıp gevşeterek, stres dağılımını ayarlayarak ve ağrı-spazm döngüsünü bozup hastanın klinik semptomlarını hafifletir.
Lomber spondilolistezise bağlı segmental instabilite, kronik bel ağrısının potansiyel bir nedenidir. Omurganın hipomobilitesi, kısıtlı segmentlerin üstündeki veya altındaki segmentin kompansatuar segmental hipermobilitesi ile sonuçlanır. Bu nedenle lomber spondilolistezisi olan kişilerde klasik fleksiyon egzersizleri ve kısa kalça fleksörlerinin esnetilmesi ile birlikte hipomobil üst torasik omurganın mobilizasyonu omurga hareketliliğini geri kazandırır ve postürü düzeltir, böylece lumbo-sakraldaki ekstansiyon stresini azaltır. Böylece vertebral kolonun ileri kaymasını önler veya düzeltir.
Tedavinin en önemli kısmı da hiçbir zaman tek bir bölgeye odaklanıp , oraya bağlı kalmamaktır. Çünkü vücudumuzun bir ağ gibi sarıldığını unutmamalıyız.
KAYNAKÇA:
• O’Sullivan, P. B., Phyty, G. D. M., Twomey, L. T., & Allison, G. T. (1997). Evaluation of Specific Stabilizing Exercise in the Treatment of Chronic Low Back Pain With Radiologic Diagnosis of Spondylolysis or Spondylolisthesis. Spine, 22(24), 2959–2967
• Sun, K., Liang, L., Yin, H., Yu, J., Feng, M., Zhan, J., … Zhu, L. (2019). Manipulation for treatment of degenerative lumbar spondylolisthesis. Medicine, 98(49)
• Mohanty, P. P., & Pattnaik, M. (2016). Mobilisation of the thoracic spine in the management of spondylolisthesis. Journal of Bodywork and Movement Therapies, 20(3), 598–603.
• Bydon, M., Alvi, M. A., & Goyal, A. (2019). Degenerative Lumbar Spondylolisthesis. Neurosurgery Clinics of North America, 30(3), 299–304.

Bel ve Boyun Ağrısı

 BEL VE BOYUN AĞRISI

Ağrı biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerden farklı derecelerde etkilenen kişisel bir deneyimdir. Altta yatan bir durumun semptomu olarak kabul edilen ağrı, yoğun veya zararlı uyaranların neden olduğu üzücü bir durumdur. Hoşa gitmeyen, oluşmakta veya gerçekleşmiş olan bir doku hasarının neden olduğu duyusal, emosyonel bir tecrübedir. Ağrı hastanın ruh haliyle ve/veya sinir sistemi ile ilişkilidir. Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği (IASP) ağrıyı “Mevcut veya potansiyel doku hasarı ile ilgili olarak algılanan hoş olmayan, duyusal ve duygusal deneyim” olarak tanımlar (1,2). Kadınlarda ve erkeklerde engelliliğin çoğu ülkedeki en büyük nedeni bel ve boyun ağrısıdır (3). Anlık prevelans yüzde 1’den yüzde 58,1’lere kadar çıkabilirken, yıllık prevelans yüzde 0,8’den yüzde 82,5’lara kadar ulaşabilmektedir. Tekrarlama oranı yılda yüzde 24-80 arasında değişmektedir. Yıllık insidansı çalışmalara göre farklılık göstermekle birlikte yüzde 6,3 – 15,4 arasında değişmektedir. Bel ve boyun ağrılarının bu kadar sık görülmesi, kısa ve uzun dönemde morbiditeye yol açması nedeni ile toplumda sosyoekonomik olarak maliyeti yüksek olan bir sağlık problemidir (4,5). Fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerinde büyük etkisi olan nedenlerdendir. Akut bel ve boyun ağrısı olan çoğu hasta dört haftadan uzun süren ağrılarda kas gücünün azaldığı, immobilizasyon nedeniyle de ağrının daha çok arttığı, 12 haftadan uzun süren ağrı sürecinde kaslarda zayıflama görülür hastanın iyileşme ihtimali olumsuz yönde etkilenir ve bel-boyun ağrıları kronikleşir (6,7). Sonuç olarak bel-boyun ağrısı süresine göre; 6 haftadan az ise akut, 6 hafta ile 3 ay arasında ise subakut, 3 aydan uzun sürüyor ise kronik olarak sınıflandırılır (8,9). Toplumumuzda oldukça sık görülen bel-boyun ağrısı, fonksiyonel durumda bozulmaya neden olarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler, günlük yaşam aktivitesini sınırlar, iş gücü kaybına neden olur ve yüksek düzeyde özürlülük oluşturur. Kronik yoğun bel-boyun ağrısından dolayı günlük yaşam aktiviteleri ve fiziksel fonksiyonları bu denli sınırlanan hastalarda ek olarak uyku bozukluğu, hareketsizlik, harekette korku yani kinezyofobi, kilo artışı, majör depresyon, anksiyete, aşırı opioid kullanımı da sık görülür (10,11). İki komşu omur arasında bulunan diskler, vertebral kolona uygulanan dönme, bükme ve sıkışma yönündeki kuvvetlere dayanma yeteneğine sahip şok emici sıvı sistemidir. Diskler, omurlar arasında esnek bir katman gibi çalışır ve birbirlerine nazikçe yapışmalarına olanak sunar, hareket kabiliyeti sağlar ve ayağa kalktığımızda, yürüdüğümüzde, oturduğumuzda, ağır kaldırdığımızda, koştuğumuzda, travma ve yaralanmalarda omurgayı amortisörler gibi korur (12). Diskin dolaşımı, innervasyonu çok az olduğu için dejenerasyon süreci sessiz olarak ilerler ve iyileşme tamir süreci de yavaştır (13,14). Süreç disklerdeki liflerin elastisitesini kaybetmesi, diskin yırtılması, faset eklemlerin hareket kısıtlılığı, diskin suyunu yitirerek dejenere olması ve yüksekliğinin azalmasıyla başlar. Bu dönemde paravertebral kaslar olan omurga çevresi kasların güçlü destek vermesi son derece önemlidir.

Disklerin yüklenme kapasitesi aşıldığı zaman dejenerasyona uğrar, disklerde yırtılmaya neden olur ve inflamasyon süreci başlar (15). Özetle; bel ve boyun fıtığı oluşumunda çok sayıda yeni oluşmuş küçük damar ve sinir uçları görülür. Bu durum kaslar, bağlar ve faset eklemler gibi omurga stabilizasyonunda görevli yapıları etkiler. Diske olan mekanik dinamik yüklenmeler ve diskin beslenme bozukluğu dejenerasyon sürecinin en büyük nedenlerindendir (16). Bel ve boyun fıtıkları sonucu yakın dokulara mekanik bası olur ve sonucunda ağrı olabilir. Yakın dokular sinir dokusu açısından zengindir. Bu nedenden dolayı az basılı durumlarda bile çok şiddetli ağrı görülebilir (17). Bel ve boyun fıtıklarından kaynaklanan ağrının başlaması ile omurga çevresindeki kasların aktivitesi azalır (18,19). Omurga çevresi kaslarındaki güçsüzlük, zayıflama daha fazla yaralanmaya ve bel-boyun ağrılarına sebep olabilir (20,21). Omurga çevresindeki kaslar omurganın dinamik stabilizatörleri olup stabilite sağlamada, denge ve hareket derecesinin artmasında etkilidir. Dolaşım ve doku beslenmesi vücudun en çok kullanılan bölgelerinde olur. Kullanılmayan bölgelerde ise yeterli beslenme olmaz bunun sonucunda ağrı ve dolaşım sorunu oluşur. Hareketsizlik ve sedanter yaşam sonucu dolaşım ve doku beslenmesi azalır. Aşırı, gereksiz, ağır yüklerde ise dolaşımı az olan bölgeler kendini korumaya alır ve uzun süreli mekanik yüklenme sonucu ağrı oluşur (22,23).

 

Bel ve Boyun Ağrısının Ayırıcı Tanısı

Hastalar benzer şekilde boyun-kol, sırt ya da bel-bacak ağrısı yakınmalarından biri ve / veya birkaçıyla başvurur. Hastanın değerlendirilmesi, yakınmalarının ve öykünün dikkatli bir şekilde dinlenmesi ile başlar. İnsan doğuştan kendi kendini iyileştirme kapasitesine sahip dinamik, entegre ve karmaşık bir canlıdır. Nöromusküloskeletal temelli bozukluklar değerlendirilir, yönetimi ve tedavisine odaklanılır, ancak sağlığın birden çok olası nedenini ve sağlık bakımının karmaşık yapısı göz ardı edilmemelidir. Karar vermede altın standart tanıdan ziyade klinik muayene ve muhakemedir. Örneğin, bel ve boyun ağrısı olan bir hastanın radyolojik görüntülemesinde fıtıkları olsa dahi belirti ve semptomların yeri, seyri ve dağılımı klinik muayene ile uyumlu olmalıdır. Ağrının yeri, yayılımı, özellikleri ve aktiviteyle ilişkisi gibi bilgiler, fizik ve nörolojik muayene bulguları ağrının kaynaklandığı dokuyu tahmin etmeye bir dereceye kadar yardım eder. Ailesel durum, sigara içimi, bedensel yüke ve zorlamaya neden olan meslekler, spor aktiviteleri, fiziksel aktiviteleri, enfeksiyon vb. bulguları sorgulanmalıdır. Bel ve boyu ağrıları radyolojik yöntemler ile desteklenmelidir. Tanıya gitmede kullanılan yöntemler; Direkt grafi, bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntülemedir.

 

Omurga kaynaklı hastalıklarda temel olan yakınmalar

 

Hareketle ve/veya hareketsiz ağrı (keskin, donuk, yanıcı, batıcı vb.) Duyu bozukluğu
Güçsüzlük-Motor defisit Postür bozukluğu
İdrar-gaita inkontinansı Cinsel Disfonksiyon
Fiziksel fonksiyonda kısıtlılık Yansıyan ağrı, uyuşukluk vs.

Kaynak: Raciborski, F., Gasik, R., & Kłak, A. (2016). Disorders of the spine. A major health and social problem. Reumatologia, 54(4), 196–200.

Ankilozan Spondolit

Ankilozan Spondilit

Ankilozan spondilit, aksiyel iskeleti etkileyen, karakteristik enflamatuvar sırt ağrısına neden olan, yapısal ve fonksiyonel bozukluklara ve yaşam kalitesinde düşüşe neden olabilen yaygın bir enflamatuvar romatizmal hastalıktır. Yeni görüntüleme teknikleri ve tedavileri, son on yılda bu hastalığın yönetimini önemli ölçüde değiştirmiştir. Mevcut ilaçlarla radyografik ilerlemenin ve yapısal hasarın baskılanmasına ulaşılıp ulaşılamayacağı henüz belirsizdir. Ayrıca, nonsteroid antiinflamatuar ajanlarla tedavi ve fizyoterapi, ankilozan spondilitli hastaların uzun vadeli yönetiminde önemli bir yaklaşım olmaya devam etmektedir.

Ankilozan spondilit daha çok 26 yaş civarı gençleri etkileyen bir hastalıktır. Erkekler kadınlardan iki kat kadar daha fazla etkilenir. Fonksiyonel kısıtlanmalar 20 yıllık hastalık süresi olan erkeklerde daha fazladır. Fiziksel anlamda zorlu iş geçmişi olanlar, komorbid rahatsızlıklara sahip olanlar, sigara içenler ve aile öyküsü yatkın olanlar daha fazla etkilenir.

 

Klinik Kriterler

  • 3 aydan uzun süredir dinlenmekle rahatlamayan egzersizle düzelen bel ağrısı ve sertliği,
  • Bel omurlarının hareket kısıtlılığı
  • Yaş ve cinsiyetle ilişkili normal değerlere göre göğüs ekspansiyonunun kısıtlanması

Radyolojik Kriter

  • İki taraflı sakroiliit derece ≥ 2 veya tek taraflı derece 3-4

Radyolojik kriter en az bir klinik kriter ile ilişkiliyse kesin ankilozan spondilit mevcuttur denilebilir.

 

Tedavinin Temel Prensipleri

  1. a) Deformitelerin engellenmesi,
  2. b) Eklem hareketliliğinin sağlanması ve korunması,
  3. c) Ağrı ve tutukluğun giderilmesi,
  4. d) Hastanın; hastalığın gelişimi, evreleri ve tedavisi konularında bilinçlendirilmesi ve tedaviye aktif katılımı konusunda ikna edilmesi,
  5. e) Sistemik komplikasyonların erken tanısı ve tedavisi,
  6. f) Yaşam kalitesinin arttırılması şeklindedir.

 

Hastalar için semptomların standart tedavisi NSAID ilaçlar ve egzersiz programlarıdır. Fizik tedavi ve egzersiz hastalığın her aşamasında faydalıdır. Düzenli egzersiz  hastalığın aktivitesini ve omurganın dereceli iltihabını etkiler. Fizyoterapist eşliğinde uygulanan egzersiz programı  ağrı ve  omurga sertliğini azaltırken, omurga hareketliliği ve fiziksel fonksiyonu arttırır. İyi bir egzersiz reçetesi bu hastalarda kanıt değeri en yüksek seçenektir.

AS’ li bireylerde, hastalığın ilerleyen dönemlerinde günlük yaşama ait fonksiyonları gerçekleştirmenin olumsuz yönde etkilendiği görülmüştür. Bu etkilenme hastalığın geri dönüşlü (ağrı, sabah sertliği gibi) ya da geri dönüşümü olmayan (vertebralar arasında kemik köprü oluşumu) değişikliklerine bağlı olarak gelişmektedir. Özellikle erken tanı almış bireylerde, fiziksel anlamda fazla güç gerektiren işlerde çalışanlarda ve sigara kullananlarda ve yaşlılarda bu etkilenim daha fazladır. AS’ li bireylerin %50 si hastalık tanısının konmasından yaklaşık 15 yıl sonra tam zamanlı çalışamaz duruma gelirler. İnflamasyonun şiddeti, semptomlar ve spinal mobilitedeki kayıplar nedeniyle hastaların günlük yaşam aktivitelerini bağımsız bir şekilde sürdürebilmeleri giderek güç bir hale gelir. Semptomlardan özellikle sabah tutukluğunun ağrıya oranla daha fazla fonksiyonel limitasyona yol açtığı belirtilmektedir. Spinal mobilitedeki kayıplar basit günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmede bile kısıtlılığa yol açabilir (çorap giyme, arabaya binme, oturulan yerden destek almadan kalkma gibi). Son dönemlerde yapılan bazı çalışmalarda, hastalarda gelişen kifotik postür nedeniyle ayakta durma ve yürüme dengelerinde bozulma meydana geldiği belirtilmiştir. Dengenin bozulması bu hastalarda düşme ve travmaya bağlı gelişen spinal fraktür riskini arttırabilir. Bazı çalışmalarda ise kifotik postürün bu hastalarda dengeyi olumsuz yönde etkilemediğine dair sonuçlar elde edilmiştir.

AS’ de fizyoterapinin amacı semptomları azaltmak, ilerleyen dönemlerde oluşabilecek mobilite kayıplarını en aza indirgemek, optimum fiziksel fonksiyonu sağlamak ve bunu korumaktır. Bu amaçla bir fizyoterapist geniş bir skala oluşturan tedavi yöntemlerinin (örn: elektroterapi, egzersiz, eklem mobilizasyonları, hidroterapi yöntemleri) genellikle birkaçını birden kullanarak bir program oluşturur. Elektroterapi ajanları genellikle ağrıyı azaltmada ve egzersiz öncesi eklem hareketlerini rahatlatmada kullanılır. Ağrıyı azaltmada sıklıkla Transcutaneal Nerve Stimulation (TENS) 1-150 hz frekanslarında kullanılmaktadır. Yine dolaşımı arttırmak ve ağrıyı azaltmak için derin sıcaklık ajanları(kesikli ya da devamlı kısadalga ve mikrodalga diatermi, ultrason) kullanılmaktadır. Yüzeyel kan dolaşımını arttırmada, ağrıyı, kas spazmını, tutukluk hissini azaltmada ve hastayı egzersizlere hazırlamada kullanılan diğer yöntemlerden bazıları; yüzeyel sıcaklık ajanları, masaj yöntemleri ve eklem mobilizasyonlarıdır.

AS’li hastaların tedavisinde yer alan en önemli yöntemlerden birisini egzersizler oluşturmaktadır. Egzersizlerin amacı; eklem hareket kısıtlılıklarının önlenmesi, spinal mobilitenin olabildiğince korunarak düzgün bir postürün sağlanması ve bunun korunabilmesi, fonksiyonların geliştirilmesi ve korunması, yaşam kalitesinin arttırılmasıdır. Hastalara yalnızca fizyoterapist gözetiminde değil kendi kendilerine de uygulayabilecekleri bir ev programı hazırlanır ve bu programa uymaları konusunda hastaların motive edilmeleri gerekir. Yapılan araştırmalarda, fizyoterapist gözetiminde grup egzersizi yapanların yalnızca ev programına devam eden hastalara ve ev programına devam edenlerin hiç egzersiz yapmayan hastalara göre spinal mobilite, hastalık aktivitesi ve fonksiyonlar açısından daha fazla gelişme gösterdikleri görülmüştür. Ayrıca düzenli bir egzersiz programına devam eden hastaların daha düşük dozlarda analjezik ve NSAİİ ilaç kullandığı belirtilmektedir. Yine düzenli bir egzersiz programının hastaların vücut imajlarıyla ilgili düşüncelerini olumlu yönde etkilediği ve hastalığa bağlı gelişen depresyon skorlarını azalttığı belirtilmiştir

 

REFERANSLAR

Regnaux JP, Davergne T, Palazzo C, Roren A, Rannou F, Boutron I, Lefevre-Colau MM.

Exercise programmes for ankylosing spondylitis.

Cochrane Database of Systematic Reviews 2019, Issue 10. Art. No.: CD011321.

DOI: 10.1002/14651858.CD011321.pub2.

 

Seminars in Arthritis and Rheumatism

Exercise for ankylosing spondylitis: An evidence-based consensus statement

Volume 45, Issue 4, February 2016, Pages 411-427

 

ANKİLOZAN SPONDİLİTLİ HASTALARDA KOMBİNE FİZYOTERAPİ-KAPLICA TEDAVİSİNİN SPİNAL MOBİLİTE, SEMPTOMLAR VE FONKSİYONLAR ÜZERİNE ETKİSİ

BETÜL YILDIRIM YASA

FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON ANABİLİM DALI

YÜKSEK LİSANS

İZMİR–2009

Fibromiyalji Nedir?

Kaslarda yaygın ağrı ve hassasiyet, aşırı yorgunluk, uyku bozukluğu, halsizlik ve sabah tutukluğu ile kendini belli eden kronik yumuşak doku romatizmal ağrı sendromudur.

KİMLERDE GÖRÜLÜR?

  • Fibromiyalji sendromuna kadınlarda daha sık rastlanır.
  • Genellikle orta yaştan itibaren görülür ve yaşlandıkça ortaya çıkma riski artar.
  • Fibromiyalji çocuklarda da görülmüştür.

NELER GÖRÜLEBİLİR?

  • Yoğun olarak boyun, ense, sırt ve kürek kemiklerinin arasında ağrı
  • Kalçada, belde, diz ve dirsekte ağrı
  • Kaslarda güçsüzlük, yorgunluk ve tutukluk
  • Baş ağrısı ve halsizlik
  • Depresif ruh hali
  • Odaklanmada veya dikkat vermede zorluk
  • Nefes almada zorlanma
  • Egzersize karşı dirençsizlik ve çabuk yorulma

HASTALIK GELİŞİMİNDE ROL OYNAYAN MEKANİZMALAR

  • Fibromiyaljiye neden olan sebepler henüz tam olarak aydınlatılamamış olsa da hastalık gelişiminde rol oynadığı düşünülen çeşitli mekanizmalar vardır.
  • Sinir sistemindeki değişimler, hormon düzeylerindeki değişimler ve genetik faktörlerin hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabileceği düşünülmektedir.
  • Travma, enfeksiyon, duygusal stres, ağır cerrahi operasyon geçirmek gibi tetikleyici faktörler fibromiyalji ataklarının görülmesine neden olabilir.

NELER UYGULANABİLİR ?

  • İlaç tedavisi
  • Dengeli ve sağlıklı bir diyet
  • Düzenli egzersiz
  • Manuel teknikler-uygulamalar
  • Dokunun oksijenlenmesini artırıcı yöntemler
  • Masaj terapisi
  • Koruyucu sağlık tavsiyeleri
  • Aktif yaşam stili
  • Ergoterapi
  • Sağlıklı uyku
  • Psikolojik danışmanlık

FİZYOFORM ‘DA NELER YAPIYORUZ ?

  • Fibromiyalji tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Hastaya bütünsel yaklaşılması çok önemli olduğundan bu bakış açısıyla ilerliyoruz.
  • Hastalarımıza, sağlık sorunları göz önünde bulundurularak yaptığımız detaylı değerlendirme sonucunda çeşitli manuel uygulamalar yapıyoruz. Bu uygulamalarda amacımız ağrıyı azaltmak, dolaşımı artırmak, gevşemeyi sağlamak ve yumuşak dokunun esnekliğini ve eklem hareketini artırmak. Öncelikle gergin olan kasların gevşetilmesi için kas spazmlarını önleyici yumuşak doku mobilizasyonları, gerekli durumlarda ise eklem hareketini artırıcı eklem mobilizasyon ve manipülasyonları uyguluyoruz.
  • Düzenli egzersiz tedavinin en önemli parçalarından olduğu için fizyoterapist eşliğinde kişiye özel egzersiz programı planlıyoruz. Çalışmalarımıza hem bedenimize hem de zihnimize oldukça faydalı bir egzersiz yöntemi olan pilatesi dahil ediyoruz. Klinik pilates, mat pilates ve reformer pilates adıyla özel olarak geliştirilen aletler üzerinde seanslarımızı uyguluyoruz.
  • Planladığımız egzersizlerde amaç:
    • Dolaşımı artırmak
    • Ağrıyı azaltmak
    • Kas kuvvetini ve esnekliği artırmak
    • Gevşemeyi sağlamak
    • Eklem hareketini artırmak
    • Düzgün postürü ve omurga sağlığını korumak
    • Fonksiyonel ve aerobik kapasiteyi artırmak
    • Denge ve koordinasyonu geliştirmek
    • Doğru nefes alıp vermeyi kolaylaştırırken bu sayede akciğerlerin oksijen kapasitesini artırmak
    • Genel iyilik halini artırmak ve stresi azaltmak
  • Ayrıca seanslarımız içerisinde hastalarımıza, günlük yaşamında dikkat etmesi gereken koruyucu sağlık tavsiyelerinde bulunuyoruz ve verdiğimiz ev egzersizleri ile bu sürece destek oluyoruz. Seanslarımızın bitiminde yaptığımız kontroller ile hasta iletişimimizi koparmamaya özen gösteriyoruz.

Gebelik ve Egzersiz

Gebelik birçok anatomik ve fizyolojik değişimin meydana geldiği bir dönemdir. Bunun yanısıra sosyal ve psikolojik değişimlerde gebenin fiziksel uygunluğunu etkileyen faktörlerdendir. Bu nedenle bu değişikliklere daha rahat uyum sağlamak, gebelikte görülen problemleri en aza indirmek için gebelerin fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması ve egzersiz yapması oldukça faydalıdır.

Yapılan araştırmalar göz önünde bulundurulduğunda ;

-Fiziksel ve kardiyorespiratuar uygunluğun korunması

-Pre-eklampsi, diyabet gibi gebelikle ilişkili komplikasyonların azaltılması

-Kilo kontrolünün sağlanması

-Vücut farkındalığı, postür, koordinasyon ve dengenin iyileştirilmesi

-Dolaşım ve sindirim işlevlerinin düzenlenmesi

-Doğum sırasındaki problemlerin en aza indirgenmesi

-Doğum sürecinin kısaltılması

-Sosyal etkileşimin sağlanmasıyla sosyal ve psikolojik açıdan iyilik halinin arttırılması

-Doğum sonrası iyileşmenin hızlandırılması şeklinde özetlenebilir.

BİZ FİZYOFORM AİLESİ OLARAK NELER YAPIYORUZ ?

DEĞERLENDİRME

Egzersiz programına başlamadan önce detaylı bir değerlendirme ve hikaye alımı bizler için önem arzetmektedir.

Gebenin fiziksel özellikleri, jinekolojik bilgileri (doğum sayısı, doğum zamanı vb.), bel ağrısı, inkontinans ve variköz ven gibi problemler var ise; bunlara yönelik egzersizler de programa dahil edilmektedir.

POSTÜR ANALİZİ VE EĞİTİMİ

Vücuttaki pek çok değişiklik ile birlikte anne adayının ağırlık merkezinde de yer değişikliği olur. Bu durumda da anne adayının bel bölgesindeki lordozun (kavisin) artması, karın kaslarının zayıflaması, bel ağrısı ve buna bağlı oluşabilecek birçok problemin önlenmesi için postür analizi ile birlikte postür eğitimi yapılmaktadır.

AEROBİK EGZERSİZLER

Kardiyovasküler uygunluğun korunması kronik hastalıkların önlenmesi ve aşırı kilo alımının engellenmesi için aerobik egzersizler de programın içinde yer almaktadır.

KUVVETLENDİRME EGZERSİZLERİ

Aerobik egzersizlere ek olarak kas uygunluğunu arttıran kuvvetlendirme eğitimi gebelikte rutin egzersiz programının bir parçası olabilmektedir. Çalışmalar orta şiddetteki yapılan egzersizlerin güvenilir olduğunu bebeğin kalp hızını minimal derecede etkileyerek uyanıklık düzeyini arttırdığı gözlemlenmiştir. Core ve pelvik taban kaslarının kaslarının kuvvetlendirilmesi de doğumu kolaylaştırmasının yanısıra kas iskelet sistemi problemlerinin önüne geçtiği de yapılan çalışmalarda bildirilmiştir. Bu sebeplerden ötürü egzersiz programına kuvvetlendirme eğitimleri de dahil edilmektedir.

KLİNİK PİLATES

Son yıllarda pilates biz fizyoterapistlerin rehabilitasyon ve egzersiz programları içinde yer almaktadır. Bunun sebebi ise; mevcut egzersizlere daha fazla hazırlayıcı egzersizleri ve modifikasyonları ekleyerek nötral spinal pozisyonun devam ettirilmesini ve egzersizlerin güvenilirliğini artmasını sağlamaktadır. Gebelikte de diğer egzersiz eğitimlerinden farklı olarak abdominal ve sırt kaslarının kuvvetlenmesi ve derin postüral kaslar hedeflenir. Ayrıca ; diyaframın çalışmasıyla core stabilizasyonu geliştirilir, vücudu dengeleyip düzgün postüral dizilimi kazandırır.

GERME VE ESNEKLİK EGZERSİZLERİ

Bu egzersizlerde ki temel amaç ise normal eklem hareket açıklığını arttırmaktır. Bununla birlikte diğer faydaları kas gerginliklerinin azaltılması, gevşemenin artması, koordinasyon, düzgün ve kolay kas kontraksiyonunun sağlanması, kas ağrılarının azaltılması olarak sıralanır.

Kaynakça :

– Cruz-Ferreira A, Fernandes J, Laranjo L, Bernardo LM, Silva A. A systematic review of the effects of Pilates method of exercise in healthy people. (2011)

– Caroline A Smith, Kate M Levett, Carmel T Collins, Mike Armour, Hannah G Dahlen, Machiko Suganuma Relaxation techniques for pain management in labour (2011)

– Prather H, Hunt D. benefits of exercise during pregnany. PM &R hte journel of injury (2012)

– Nascimento SL, Surita FG Physical exercise during pregnancy : a sistemic review. (2012)

Manuel Terapi ve Baş ağrısı

Migren ve baş ağrısı toplumda karşılaştığımız en sık sağlık problemlerinden birisi haline gelmekte. İnsanların yaklaşık %70-80’i hayatlarının bir döneminde baş ağrısı yaşamaktadır.  Gerilim tipi baş ağrısı ise bunlardan en yaygın olanı olarak karşımıza çıkmakta.

Stres, gerginlik, çalışma koşulları, masa başı çalışma, yorgunluk, düzenli spor yapmamak hatta beslenme ve uyku düzenimiz bile bu ağrı tipinin şiddetini ve sıklığını artırabilmekte. 

Yapılan bir çok çalışma ile manuel terapinin bu tip baş ağrılarında ağrının yoğunluğunun, sıklığının ve süresinin azaltılmasında oldukça etkili olduğu kanıtlanmıştır. Yapılan tedavi hastanın şikayetleri ve programlanan tedaviye uyma derecesine bağlı olarak 5-6 seans gibi bir sürede etkili olabilmektedir. Bu tedavi sonrası hastanın hayat kalitesinin artması, boyun eklem hareket açıklığının artması, boyunda gergin olan kasların gevşemesi ve güçsüz olan kasların güçlenerek boyun stabilizasyonunun artması amaçlanır.

Tedavi sürecinde kişinin şikayet ve ihtiyacına göre  elle uygulanan farklı manuel terapi teknikleri uygulanır. Bunlar; spinal maniplasyon, servikal mobilizasyonlar, manuel traksiyon, suboksipital kas inhibisyonu, tetik nokta masajı, yumuşak doku ve derin doku masajları gibi çeşitlilik gösterebilir. 

Bu tedavinin daha başarılı sonuç gösterebilmesi ve ileride oluşabilecek tekrarlamaları önlemenin en etkili yolu ise kişinin yaşam alışkanlıklarını ve çalışma ortamını düzenlemek, düzenli egzersizi hayatına katmaktır. 

Boyun ve sırt bölgesindeki kasları güçlendirmek hem kas stabilizasyonunun sağlaması açısından önemlidir hem de boyun düzleşmesi, boyun fıtığı gibi oluşabilecek diğer boyun rahatsızlıklarını da önlemeye yardımcı olacaktır. Spor yaparken salgılanan hormonlar da kişinin stres ve kaygı seviyesinin azalmasına yardımcı olacaktır.

Masa başı çalışan kişilerde çalışma ortamının düzenlenmesi oldukça önemlidir. Başın uzun süre aşağı bakar pozisyonda kalması boyun kaslarının gerilmesine ve eklem hareketlerinin azalmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle bu şekilde çalışan kişilerin bilgisayar kullanıyorlarsa ekran seviyelerini yükseltmeleri, sırtı destekleyen ortopedik destekli bir sandalye kullanmaları önerilir. Masa başında 1-1,5 saatten uzun süre oturulmaması omurga sağlığınız açısından önemlidir. Çalışma aralarında yapılabilecek olan kişiye tedavi sırasında öğretilen kas gevşetme egzersizleriyle de yoğun çalışma koşullarında oluşan gerginlikler büyük ölçüde önlenebilir.

Evdeki yaşamımızı düzenlerken de çok yüksek ve çok yumuşak yastıklar kullanmamak ve yüz üstü uyumamak bu tarz ağrılar yaşamanızı önlemekte etkili olacaktır.

Bel Ağrıları

Bel ağrısı doktora başvurma sebepleri arasında en yaygın ilk beş neden arasında yer almaktadır. Yaşamları boyunca insanların yaklaşık %60-80’ini etkiler. Bazı araştırmalar, dünyadaki yetişkinlerin %23’ünün kronik (uzun süreli) bel ağrısından muzdarip olduğunu göstermiştir ve yaşam boyu bel ağrısı olan kişilerin bazı tahminlerde, yetişkin popülasyonda %84 kadar yüksektir.

Bel ağrısı genellikle 3 alt tipe ayrılır: akut, subakut ve kronik bel ağrısı. Akut bel ağrısı, 6 haftadan kısa süreli bel ağrısı, 6-12 hafta arası subakut bel ağrısı ve 12 hafta veya daha uzun süreli ağrı kronik bel ağrısı olarak tanımlanır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yedi milyon yetişkinin kronik bel ağrısının bir sonucu olarak aktivite kısıtlamalarına sahip olduğu tahmin edilmektedir

Tüm bel ağrılarının %5-10’undan azı, altta yatan belirgin bir sinir basısı veya ciddi bir problemden kaynaklanır. Geri kalan %90-95’in ciddi bir neden belirtisi yoktur ve fizik tedavi, tavsiye, güvence, egzersiz, bilişsel, psikososyal terapi, ağrı yönetimi gibi konservatif tedavilerle yönetilebilmektedir.

Fizyoterapi değerlendirmesi, ağrının başlamasına katkıda bulunabilecek veya kalıcı ağrı oluşturma riskini artırabilecek nedenleri belirlemeyi amaçlar. Bunlar; biyolojik faktörler (örneğin, fazla kilo, zayıflık, sertlik), psikolojik faktörler (örneğin, depresyon, kaygı, hareket etme korkusu ve felaket), sosyal faktörler (örneğin çalışma ortamı), yaş, hareketsiz yaşam tarzı,  uyku, duruş bozuklukları (örneğin bilgisayar başında baş önde uzun süre çalışma pozisyonu) olabilir.

Klinik öykü ve ağrıya yönelik seçilmiş özel testler spesifik olmayan ağrı ve daha ciddi bel ağrısı arasında ayrım yapılmasına yardımcı olabilir.

Hastaların ağrı şikayetlerine yönelik fizyoterapi ve rehabilitasyonun amacı çoğu zaman öncelikle ağrının çeşidini belirleyip daha sonra psikosoyal olarak ve seçilmiş manuel terapi yöntemleri ile ağrıyı azaltıp ağrıya sebep olan etkenleri ortadan kaldırarak yaşam kalitesini en üst seviyeye çıkarmaktır. Burada tabi ki fizyoterapist – hasta ilişkisi de çok önemlidir, ağrının tekrar geri gelmemesi için kişinin günlük hayatını düzenlemesi ve gerekli olan egzersizleri yapması ağrının tekrar etmemesi için en önemli faktörlerden ikisidir.

FZT. EREN PARÇAL

Postür (Duruş) Nedir ?

Yabancı kökenli bir kelime olan postür türkçede duruş anlamına gelmektedir.Günlük hayattaki makro ya da mikro stresler duruş bozukluğuna sebep olabilir.Makro stres olarak kuyruk sokumu üzerine düşme,mikro stres olarak da sürekli hareketsiz pozisyonda kalma olarak gösterilebilir.Yanlış bir duruş iskelet sistemimizi etkilediği gibi iç organlarımızı ve psikososyal yaşantımızı da etkiler.

Vücudumuzun her bir segmenti birbiri ile bağlantılıdır.Örneğin uzun süre kambur(torakal kifoz artışı)duran birisinin omuzları öne doğru yuvarlanır,kürek kemiklerinin (scapula) arasındaki mesafe artar,baş öne doğru tilt yapar ve kişinin vital kapasitesinin azalmasına sebep olur. Vücudun diğer segmentleri de farklı şekillerde kompansasyon gösterebilir.

Giderek boyun,sırt,bel,kalça ve dizlere binen stresler artar.Bu nedenle de her zaman bütüncül bir tedavi yaklaşımı önemlidir.

Diğer yandan kamburluk özellikle gelişme çağında kişinin sosyal çevresinde biraz daha içine kapanık kalmasına sebep olabilir.

BOZULMUŞ POSTÜR TİPLERİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ

Vücudumuzdaki bu değişiklikler;vücudumuzun yanından,önünden,arkasından çizilen ve belli noktalardan geçen hayali çizgilerdeki sapmalara göre tespit edilir.

Önden çizilen çizgide ayak parmaklarındaki sapmalar,ayak içe-dışa basış problemleri,dizlerin pozisyonu,sağ-sol kalça yükseklikleri,karın bölgesi,göğüs kafesi,baş ve kolların pozisyonu ve iki taraf bel oyuntularındaki farklılıklara bakılır.

Arkadan çizilen çizgide ayak,diz,kalça,kürek kemiği ve omurgaların dizilimine (skolyoz varlığına) bakılır.

Lateral(yandan)postür analizinde ise ayak arklarının yani düz tabanlık durumunun incelenmesi,dizler,pelvis seviyeleri,omurga,omuzlar ve başın pozisyonuna bakılır. Özellikle boyun düzleşmesi(servikal lordozun azalması),kamburluk(torakal kifoz artışı),bel çukurunun düzleşmesi (lumbar lordoz azalması) gibi günümüz teknolojik çağının duruş bozuklukları bu şekilde değerlendirilir.

POSTÜR HATALARININ ÖNÜNE GEÇMEK

Günlük hayattaki duruş ile ilgili yaptığımız en büyük hata uzun süre aynı pozisyonda kalmaktır. Özellikle masa başı çalışanları,sınava hazırlanan öğrenciler…vb. İkinci olarak sürekli aynı tarafta çanta taşımak,sürekli yüksek ya da düz taban ayakkabılar giymek gibi yanlış yük dağılımlı pozisyonları bilinçsizce tekrarlamak postürümüzde bozulmalara yol açacaktır.

İnsan vücudu hareket etme üzerine programlanmıştır.Bozuk postürde çalışmak zorunda kalmamız böyle bir postüre sahip olma mecburiyetini göstermez. Unutulmamalıdır ki en kötü postür hareketsiz postürdür. Önemli olan doğru zaman aralıklarında ve doğru şekilde hayatınıza hareketi kalmaktır.

Eğer bozuk bir postür ve bununla birlikte boyun,bel,sırt ve diz ağrılarınız mevcut ise, uzman bir hekim ve uzman bir fizyoterapiste başvurmanız gerekir. Bilinçsiz bir şekilde yapılacak hareketler durumu daha da kötüleştirecektir.

Biz Fizyoform olarak alanında uzman fizyoterapist ekibimizle hekim onayından geçmiş postür bozukluğuna bağlı ağrılı durumlarda gerekli değerlendirme, tedavi ve egzersiz programı oluşturmaktayız. Ağrısız ve sağlıklı bir vücut için hayatınızda doğru egzersize her zaman yer verin.